Uzay Seyahati

İlk ne zaman hayal kurmaya başladı insanlık ya da ilk neyi hayal etti? Bu sorunun cevabı muhtemelen hiç olmayacak. Ama uzun yüzyıllar boyunca en çok başını havaya kaldırıp kuşları kıskandı bir yandan da gece beliren ay ve yıldızları anlamaya çalıştı. Bilim, üstüne koyarak ilerlediğinden zamanla olup bitenlere bilimsel değilse bile mantıklı cevaplar vermeye başladı. Bu mantıklı cevaplar ileride insanı bilimsel kavrayışlara yönlendirecekti.

Bunun için bazen bir kıvılcım gerekiyordu. Bu kıvılcım 19. Yüzyılın sonlarında gelmeye başladı. Jules Verne’nin yazdığı “Aya Yolculuk” hayal etmenin sınırlarını zorlayan bir roman oldu.

Derken insanlık roket üretti. İkinci Dünya Savaşı sonrası da öncesindeki yüzlerce yılın birikimiyle ama ondan çok daha ileriye müthiş bir zıplamanın yaşandığı bir devir oldu.

Bu Uzay Çağı, Sovyetler tarafından 1957’de fırlatılan Sputnik-1 füzesiyle başladı. Bu aslında Sovyetler ve Amerika arasındaki soğuk savaşın bir başka rekabet boyutuydu. İşin içinde hem uzaya dair duyulan derin merak hem de güç gösterisi kaygısı vardı.

Takvimler 12 Nisan 1961’i gösterdiğindeyse Yuri Gagarin, gelmiş geçmiş milyarlarca insanın en şanslısı oldu. Gagarin uzaya çıkan ilk insandı. Evet, bu o dönem için bilinmezliğe doğru bir yolculuktu, tıpkı Kristof Kolomb’un yolculuğu gibi. Ama uzayın keşfine yönelik de o zamana kadarki insanlığın en muhteşem adımıydı.
Aynı yıl Amerikan başkanı John Kennedy, yakın gelecekte Aya insan göndermeye yönelik çalışmaların başladığını duyurdu. 1962’de John Glenn, uzaya çıkan ilk Amerikalı, dünyanın etrafını dolaşan ikinci insan oldu.

1967’ye gelindiğinde Amerika’nın Apollo projesi daha deneme aşamasındayken başarısızlıkla sonuçlandı ve üç astronot patlama sonucu hayatını kaybetti.
Gelelim 1969 yılına. Stefan Zweig hayatta olsa “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar” serisine bir yenisi eklerken mutlaka dahil edeceği bir şey yaşandı. Yuri Gagarin’in uzaya çıkışından sonraki en büyük olay Neil Armstrong’un Ay yüzeyinde yürüyüşüydü. Komplo teorilerini bir kenara bırakıp bilinen ve görünen haliyle bu olay, insanlık tarihinin en büyük başarılarından biri oldu. Çok değil bu olaydan dört yüz yıl önce insanlar uzay konusundaki söylemleri nedeniyle diri diri yakılmayla karşı karşıya kalmışken artık uzayda yürüyordu.

1970 gelindiğinde de yarışa Çin de dahil oldu ve uzaya ilk uydusunu fırlattı. Sonrası da malum olduğu üzere uzayda şu an onlarca uydu bulunmakta.
İnsanlık Mars’a ayak basmanın hazırlıklarını yaparken bir yandan da geliştirdiği araçlarla Samanyolu Galaksisi’nden geçip evrenin bilinmezliklerine doğru yol alıyor. Bunlar şu an bizim için çok büyük adımlar. Yüzyıllar sonra bu yazıyı şayet birileri okursa başka bir galakside meyve suyundan bir yudum alıp bizim bu mütevazı sevinçlerimizle dalga geçecek belki de.

 

Olsun, bunlar hep insan için küçük, insanlık için dev adımlar olarak anılacak. Bunun için Jules Verne’e, Stanley Kubrick’e de teşekkür borçluyuz. Zira onlar, bilimsel merakı sanatın yaratıcılığıyla körükledi.

ihsandinovski